Danakil Çöküntüsünden bir volkan kuşağı yükselir; bir korku, sıkıntı ve ölüm manzarası. İngiliz kâşif Ludovico M. Nesbitt, 1934 yılında notlarına şu kaydı düşer: "Torunlarımız belki bir gün yıldızlara yolculuk yapmanın ne demek olduğunu keşfedecekler ve yükseklerden, yeryüzünün bilinmeyen yerlerine bin bir zorlukla ulaşmaya çalışmış olan bizlere bakıp gülümseyecekler.
" Çağdaşı diğer gezginlerle paylaştığı gibi, ona göre, dünya üzerinde keşfedilecek son nokta bile olsa, bu yer maksimum gayret gösterilmeksizin kazanılmamalıydı. Motorlu taşıt ve uçak, insanı içinde olduğu çevrenin parçası olmaktan koparan şeylerdi. Kendi adına, "ne denli yavaş, yorucu, hatta çok zorlayıcı olsa da keşif yolculuklarını eski yöntemlerle yapmış olmaktan" mutluydu. "Bir gezgin ancak böylelikle yabancı toprakların derinliklerine dokunabilir, kokusunu duyabilir ve onu en ücra köşesine dek gözlemleme şansına sahip olabilirdi." Nesbitt, iki İtalyan gezginle birlikte 1928 yılında çıktığı yolculukta, muhteşem Erta Ale volkanlarını işte bu 'eski yöntemleri' izleyerek keşfetti. Ve ekibiyle birlikte volkanlan gören ilk Avrupalı olmanın tadını yaşadı.
Aşağıya doğru Doğu Afrika'yı yaran Büyük Rift Vadisi'ndeki Danakil Çöküntüsü'nü, güneyden kuzey ucuna,
Volkanların üzerinde, havada asılı duran bu muazzam dumandan manto, alacakaranlığa girince, kızı, parlak ışıklarla tutuşmaya başladı. Altlarında için için yanan alevler kendini gösteriyordu artık. Kâşifler, ertesi sabah Erta Ale'ye ulaşmak üzere yola koyuldular. Ancak volkanların uzaktan sakin ve tehlikesiz görünen çevresi, kapkara bir donmuş deniz gibi, jilet keskinliğinde lav dalgaları halinde uzanıyordu. Dalga oyukları, adım attıkça ayaklarının altında parçalanan camsı cürufla doluydu. Botları ve ayakları kesilmişti. Tükenmişlerdi ve kendilerini yenilmiş hissediyorlardı. Yine de duraksamadılar, yaralarını tedavi ettikten sonra tekrar ilerlemeye devam ettiler. Batıya yönelen grup, Alu Dağı'nm tütsü kokan ağızlarım geçti ve çok yüksek bir yamaca tırmandı. Burası, göz kamaştırıcı bir kaya tuzu ovasına bakıyordu.
Arkalarındaki bu ebedi ateş, önlerinde uzanan amansız düzlükle bu topraklar kaşifler için acımasız, benzersiz ve ürkütücüydü. Nesbitt, Erta Ale'yi "bir terör manzarası" olarak tanımladı. Ancak sularının tükenmesi üzerine, rehberlerinin kuyu vaadinin doğru çıkmasını umarak, yollarına devam etmek zorunda kaldılar. Dayanma güçlerinin bittiği bir anda kaynağın izini yakaladılar. Ancak yollarına kalabalık bir yerli grubu çıktı. Kâşifler onların savaşçı değil, tuz çıkaran madenciler olduklarını anlayınca rahatladılar. Yerliler oldukça misafirperverdi ve onlara tatlı suyun kenarında kamp kurmalarında yardımcı oldular.
Birkaç gün sonra, keşif gezisinin son bölümünü tamamlamak üzere kuzeye, Kızıl Deniz'e doğru yola çıktılar. Dünyanın bu en acımasız, en sert topraklarındaki yürüyüşleri üç ay, on beş gün sürmüştü.

YAKICI TOPRAKLARIN CEVHERİ TUZ
Erta Ale'nın hoşgörüsüz volkanlarına ev sahipliği yapan Danakil Çöküntüsü, yılın büyük bir bölümünde tuzla kabuk bağlamış kupkuru topraklar halindedir ve bu yapısıyla adeta yeryüzüyle uzlaşmaz görünür. Çoğu bölgesi deniz seviyesinin altında kalan bu muazzam coğrafya, aslında Kızıl Deniz'in bir uzantısıdır. Yerkabuğu hareketlerinde, kuzeyde, Danakil Yükseltileri'nin oluşması sonucu ana denizle bağlantısı kopmuş, içte kalan su zamanla buharlaşarak eski deniz yatağında yaklaşık
Ara sıra düşen yağmurlar, yüksek yerlerdeki tuzu yıkayarak, oluşturduğu sığ kanallar üzerinden daha aşağıdaki bir noktaya, Karum Gölü'ne taşır. Minerallerle yüklü,
Karum Gölü'nün tuzu, Afarlar için yüzyıllardır can alıcı bir geçim kaynağıdır. Toprağın kalın beyaz kabuğundan tuz bloklarını kaldırmak için uzun sopalar kullanırlar. Çıkardıkları tuz kütlelerini daha sonra düzgün küçük parçalara ayırırlar. Afarların bu tuz tuğlaları böylelikle Kuzey ve Güney Afrika'nın her yanına taşınır.
Buna karşılık çoğu Afar, göçer atalarının yaptığı gibi, keçi, koyun ve deve sürüleriyle yeşil otlaklar bulmak için bölgeden bölgeye dolaşarak geleneksel çiftçiliği sürdürür. Uzun, ince ve güçlü bir yapıda olan Afar erkekleri yakışıklıdır. Beyaz pamuklu peştamal ve harmanileriyle etkileyici bir görünüm sergileyen erkeklerin hepsi de uzun, geniş kenarlı bir hançerle birlikte bir kargı ya da tüfek taşır. Uzun kahverengi etekleriyle çarpıcı bir zarifliğe sahip olan kadınlar ise çok güzeldirler ve çocuklarıyla birlikte, sürülerini otlatmak için bir bölgeden diğerine, aile grupları halinde verimli topraklar arayarak geçirirler zamanlarını. Ama ne yazık ki, çoğu kez azıcık süt ve etle yetinmek zorunda kalırlar. Çünkü uzun süren kuraklık dönemleri onları açlıkla yüz yüze getirir. Ve kıtlık, Afarlar ve hayvanları için ölüm demektir.
Erta Ale Yanardağı Nerede

Afrikadaki Harikalar
-
Doğu Afrika nın Soda Gölleri 55 sıcaktan cızırdayan bir soda gölü zinciri Büyük Rift Vadisinin...
-
Blyde Nehri Kanyonu Bir zamanlar altın arayıcıları tarafından delik deşik edilen...
-
Ngorongoro Krateri Altında uzanan düzlüklerden izole bir şekilde yükseklere uzanan...
- 1
- 2
- 3
