Çarşamba, Şubat 08, 2012
   
TEXT_SIZE

Site içi arama motoru

Eyre Gölü

LakeEyre_golu
Aşağı yukarı her on yılda bir kıraç tuzlu düzlükler doğar ve doğa çok tempolu bir dramı sahneye koyar.

Eyre Gölü Avustralya'nın kalbinin susuzluğunu gideren iki büyük besleyici koluyla birlikte isminin ihtişamı kadar büyük olmayan bir göldür. Tuzdan oluşan tabam, yılın büyük bir bölümünde oldukça kurudur ve kenarlara doğru kalın mineral tabakalar oluşturarak donmuş bir görünüm sergiler. 1858 yılında gölü keşfeden Peter Warburton gördüğü manzara karşısında "ölüm kadar korkunç, devam eden bir durgunluk" olarak nitelendirmiştir.

Kavrulmuş etkisi yansıtan manzara gölün dört bir tarafına dağılmıştır. Kuzey hat üzerinde yer değiştiren bir kumul olan Simpson Çölü, doğudan batıya doğru kumullarla kaplı boş bir arazi niteliği taşır. Keskin kayalar bu hat üzerinde ilerlemeyi oldukça güçleştirmektedir. Güneyde ise tuz gölleri ve kuru tuz havzaları göze çarpar. Nadir görülen su birikintileri mutsuzluğun dünyadaki yansıması gibidir. 39°C üzerindeki sıcaklıklarda serap görülmeye başlar ve tuz havuzlan üzerindeki ufuk çizgisiyle birlikte su görüntüleri oluşur. Ancak kimi zaman susamış gezginlere geniş taze su golüyle karşı karşıya kalabilirler.

Deniz seviyesinden 15 m'lik yüksekliğiyle Avustralya'da rakımın en düşük olduğu noktada yer alan Eyre Gölü, Fransa, İspanya ve Portekiz'in toplam yüzölçümlerinden daha geniş bir alandan toplar suyunu. Kendisi ise Kuzey Eyre ve daha küçük olan Güney Eyre'den oluşan iki parçasıyla toplam 9500 km2'lik bir alanı kaplar. İki parçası, on beş km uzunluğundaki Godyer Kanalıyla birbirine bağlanır. Yağmur yağdığında, sular uzak dağları aşıp kuru nehir yataklarına dökülür. Suyun büyük bir bölümü buharlaşır ve toprağa sızar; ama yine de, şayet yeterince yağmur yağmışsa, bir kısmı sonuçta 1000 km aşağıdaki Eyre Gölü'ne kadar ulaşır. Sadece çok ağır sellerin yaşandığı yıllarda sular Goyder kanalından akar. İşte bu ulaştığında, Eyre Gölü yaşamla dopdolu biçimde patlar. Sanki yoktan var olmuşçasına, parlak kırmızı Sturt çöl bezelyeleri gibi bitkiler beliriverir. Nem kaybolmadan önce tohum üretmek ve yaşam döngülerini tamamlamak için yarışırcasına hızlı bir biçimde çiçek açarlar. Sular, çamur içinde uyumakta olan karides yumurtaları ve alglere de (minicik bitkiler) hayat verir. Göl kısa sürede canlı yaratıkların kaynadığı bir çorba haline gelir. Kuşların ulaşması da fazla zaman almayacaktır; ördekler, kılıç gagalılar, karabataklar, martılar, bazıları Avustralya'nın yansım uçarak geçmiştir. Nehirlerden kaptıkları karides ve balıklarla beslenirler. Göl kıyılan boyunca pelikan ve şeritli kıyı koşanlar bazen sayısı on binleri bulan yuvalarla gürültülü bir yetiştirme yurdu kurarlar.

Su akışı durduğu anda göl yoğun sıcak altında hızlı bir biçimde buharlaşır ve tuz oranı giderek artar. O anda zamanlama çok önemlidir. Yavrular artık büyümek ve göl tümüyle kurumadan önce uçmayı öğrenmek zorundadır çünkü su ve yiyecek azaldıkça sürüler ayrılır ve acemi yavrular terk edilir. Tatlı su balıkları içinse kaçma olanağı yoktur ve tuzlu suda boğulurlar. Sonuçta göl, balçık üzerinde tuzdan sert bir kabuğa dönüşür; bölgeyse yeniden doğmak için yağmur sezonunu bekleyen eski yabanıllığına geri döner.

Kızgın güneş çamuru pişirip sert bir kil asfalta dönüştürebilir. Kuzey Eyre Gölü üzerindeki Madigan Koyu'nun bu sert zemininde, Donald Campbell türbin motorlu arabası Bluebird'le saatte tam 644 km hıza ulaşarak dünya kara hız rekorunu kırdı.

ŞAŞIRTICI GÖL

Avrupalı öncüler arasında Orta Avustralya'daki göller, ya da hatta geniş bir iç deniz hakkındaki spekülasyonlar çok yaygındı. Birçoğu iç bölgelere doğru akan nehirlerin nereye gittiğini merak ediyordu. Kıyıların büyük bir bölümü 1930'lu yıllarda haritaya geçirilmişti, ancak iç bölgeleri Aborijinler dışında bilen yoktu.

1839 yılında Edvvard Eyre Adelaide'den kıtayı güneyden kuzeye geçen ilk Avrupalı olma niyetiyle Avustralya'ya doğru yola çıktığında 25 yaşındaydı. Flinders sıradağlarım geçtikten sonra dev boyutlarda, at nalı şeklinde, geçit vermez bir tuz golüyle karşılaştı ve geri dönmek zorunda kaldı. 1840'de Eyre bir kez daha denedi ve sonunda bugün ismini taşıyan nehre ulaştı. Kuru olmasına karşın son derece tehlikeli olan balçık zemin daha ileri gitmesini önlemişti.

Diğer kâşifler de benzer deneyimler yaşadı, ancak büyük bir tatlı su gölünün varlığına ilişkin kayıtların da arkası kesilmiyordu. Nihayet 1922 yılında Gerard Halligan Eyre Gölü'nü havadan geçti ve kuzeyde bir gölün varlığım keşfetti. Buna karşılık ertesi yıl aynı göle bu kez karadan gittiğinde, ancak bir botun yüzebileceği genişlikte, küçük bir göletle karşılaştı.

Bugün artık Eyre Gölü'nün gerçekten de dev bir tatlı su gölü haline gelebildiği biliniyor; ama yalnız sekiz ya da on yılda bir. Bu döngü yaklaşık 20 bin yıldır devam ediyor. Çok nadiren de olsa, art arda iki yıl sağanak yağmurlar yağdığı olabiliyor. Bu yoğun yağmurlar ilk yıl toprağı doyuruyor, dolayısıyla ikinci yıl dağlardan aşağı doğru yolculuğu sırasında daha az emildiğinden, Eyre Gölü de ağzına kadar dolup, taşabiliyordu.

EYRE GÖLÜ,

Bir tuz havzası yatağının ardında, donuk mavi sularıyla engin bir iç deniz gibi parıldıyor.

LakeEyre_golu

PELİKAN ÇOCUK YUVASI

Eyre Golü'nün tuzla kaplı kıyı ve adalarına yuva yapmak işin binlerce pelikan gelir.

Lake-Eyre-Birds-420x0golu_kuslar

SİHİRLİ DOKUNUŞ

Göl suyla dolarken, kıraç sahillerinde de yumurta papatyası ve yaban şerbetçiotu gibi bitkiler tam bir çiçek patlaması yaşıyor.

lake_eyre_dry_golu-3

Eyre Gölü Nerede

eyre_golu_harita

Afrikadaki Harikalar

  • 1
  • 2
  • 3

Anket 2010

En çok nereyi görmek isterdiniz

Amazon Bölgesi

amazon-nehri-ormani

Amazon (6,440 km), Nil'den sonra (6,695 km), dünyanın en uzun ikinci nehridir.